Medyada 'Kadın' İmajı

Yasemin İnceoğlu
Bir yandan gelenek, görenek, aile ve din baskısına maruz kalan diğer yandan, devletin eğitim, iş, sosyal güvence ve sağlık hizmetinden yeteri kadar faydalanamayan Türk kadını, sırasıyla kendini 1970'li yıllarda sol kanadın liderliğindeki kadın hareketi içinde, daha sonra da 12 Eylül 1980 askeri müdahalesinin depolitizasyon süreciyle birlikte, kadın kimlik kavramları ile cinsiyet rolleri arasındaki ilişkiler sürecinde buldu

Diğer yandan, kentleşme sürecini çok hızlı ve çarpık bir biçimde yaşayan ülkemizde, genelde annelik ve ev kadınlığı vasfı ile (Türkiye’de ancak dört kadından birinin ekonomik bağımsızlığı var) öne çıkmayı başarabilen kadının kişilik kazanma süreci oldukça zor olmuştur.Özellikle de üretim sürecinin dışında yer alan ve genelde eğitimsiz olan(halen kadınların %19.4’ü okuma yazma bilmiyor) kadın, sürekli olarak medya tarafından, cinsellik, iktidar, aşk, aldatılma,intikam, kıskançlık duygularının bombardımanına tutuluyor.Adeta kadın bilincini sistematik olarak bulanık tutma sürecinde medya başarılı sayılabilecek bir sınav veriyor.

Medyada kadın unsuruna ev kadını, iyi anne-iyi eş, özverili, cinsel meta, güçsüz, seksi, kötü-yürekli/hırslı iş kadını gibi anlamlar yüklendiğini görüyoruz.Medyada kadınlar hakkında haber yapılabilmesi için kadının tecavüze uğraması (kurban) veya birisinin yuvasını yıkması vs.türünden trajik olaylarda yer alması gerekmektedir.Zaten bu durumda bile magazinsel söylem egemenliğini sürdürmektedir.Kadın gazetelerinde kadın-erkek ilişkisi üzerine anlatılanlarsa, kadının gündelik yaşamında karşılaştığı sorunların çok uzağında, hatta onları unutturmaya yöneliktir.

İki karşı cinsin birbirinin hayatını nasıl kolaylaştıracakları ve gündelik sorunlarını birlikte nasıl çözecekleri konusunda gerçekçi bir yaklaşım sunulmadığı gibi konu, sorun “erkeğinizi nasıl elinizde tutarsınız?”şeklindeki yaklaşımlarla farklı bir boyuta indirgenmektedir.

Kadınlara egemen erkek bakış açısıyla bakılmaktadır.Kadın, ülkenin siyasi-ekonomik-kültürel gündeminden, üretiminden soyutlanmış olarak makyaj,giyim-kuşam ve erkek tavlama dışında hiçbir derdi kederi olmayan bir halde gösterilmektedir(Fadime Özkan, Medya Prizmasında Kadın,Dergibi Röportaj;Vivet Kanetti ile,14.08.2002)

Kadının medyada yer alış biçimi Türk toplumundaki konumu ile örtüşmektedir.Medya aracılığıyla bir yere gelen kadınlar yine medyaya bu şekilde malzeme olmaktadırlar.Kadınlar zina,namus, ahlak gibi konular çerçevesinde ya da bundan sapmaları halinde,ya da sansasyonel olaylara karışımları halinde gazetelerde ve televizyonlarda yer almaktalar.

Tecavüz ve İntihar Haberleri
Bu haberler, öğelerini oluşturan kim, ne, nerede,ne zaman,neden, nasıl gibi sorulara cevap veremeyecek biçimde kaleme alınmaktadır.Özellikle saldırıya uğrayanın, saldırganın cinsiyetinin ve şiddetin biçiminin verilmesi (yaralama, tecavüz,öldürme gibi) yeterli görülmekte, olayın diğer öğeleri göz ardı edilmektedir.Özellikle şiddetin meydana geldiği zaman öğesi ise bu tür haberlerin pek çoğu için anlamını yitirmiştir.Kadına yönelik şiddet olayları çoğunlukla bir magazin haberi biçiminde algılanmaktadır(Aysel Aziz,1994,Medyada-Şiddet ve Kadın,1993 yılında Türk Basınında Kadınlara Yönelik Şiddetin Yer Alış Biçimi, T.C.Başbakanlık Kadın ve Sosyal Hizmetler Müsteşarlığı, Kadının Statüsü ve Sorunları Genel Müd,Ankara,s.53).

Örneğin tecavüze uğrayan genç kızın ismi bile tam öğrenilmeden tecavüzün ayrıntılarının yer aldığı bir gazete haberinde, gazete muhabirleri kızın bakire olup olmadığını öğrenmelerine rağmen, adını öğrenmemişlerdi.Cumhuriyet gazetesi haklı olarak bu haberi şöyle eleştirmekteydi;yalnız yaşayan kızların evlerine erkek alan dolayısıyla bakire olmayan, apartman komşuları tarafından hoş karşılanmayan ve alem yapan insanlar olduğu inancı gazeteler aracılığıyla gözler önüne serilmiştir.

İlknur Yılmaz’ın Gerçek dergisinde “Basın Fırsatı Hiç Kaçırmıyor” adlı yazısında, tecavüze uğrayan Z.C’nin gazetecilere fotoğraflarının çekilmesini istemediğini, ancak gazetecilerin kendisini dinlemediğini ve polisin ne yapalım diye soran gazetecilere “tecavüze uğramış, yazın işte bir şeyler” dediğini söyleyerek, nişanlısına tecavüzü anlatabildiğini ancak gazetelerde yer alan ifadeler yüzünden nişanlısının kendisinden ayrıldığını anlatıyor.

Hürriyet gazetesinin 14 Mart 2001’de üçüncü sayfa haberinde;3 yaşındaki kızıyla yaşayan 29 yaşındaki İ.B’nin yaşadığı evin adresi,çalıştığı iş yerinin adı,oradaki görevi açıklanıyordu.Ertesi gün İ.B. patronu tarafından işten kovulmuştu.Tüm bu ayrıntılara bir de İ.B.’nin fotoğrafı eşlik etmekteydi.Gazete kamu yararı’ndan ziyade kamu merakını giderme işlevini yerine getirmişti, başka bir deyişle tiraj canavarına yenik düşmüştü anlaşılan.

Diğer yandan, belirli etik kodlar çerçevesi ve sosyal sorumluluk anlayışı içerisinde kocasından dayak yemiş bir kadının yaşadıklarını bir kadın-aktualite, sağlık programı, haber programı ya da bir gazeteye anlatması bu durumda olan bir çok izleyici/okuyucu için önem taşır.İzleyici/okuyucu(alıcı) kendi yaşamından, kendi sorunlarından bir kesit göreceği bu yayınla kendi sorunlarının dile getirildiğini hissedecek, yapılması gerekenler yayında veriliyorsa, o yollara başvurabilecektir.Bu durumda kişi yaşadığı sorunu paylaşan birilerinin de olduğu ayırımına varır.Öte yandan toplumsallaştırma işlevi aile içi şiddet sorununu birebir yaşayanların bu sorunlarının ifade edilmesinden duydukları tatminin yanı sıra bu konuda toplumu etkileyecek, ya da bu soruna bir çözüm getirebilecek kişilere de ulaşarak çözüm için belki de ortak bir hareket noktası bulunmasını sağlayacaktır.(Gazetecinin El Kitabı,2000,TAP Vakfı,UNFPA,s.21).

İntihar haberlerine örnek olarak 15.1.2002’de Boğaz köprüsünden atlayarak intihar eden Lara Falay’ın on bir gün içinde 21 kez sayfalarında fotoğrafına yer veren Milliyet gazetesi acılı ailesine bir saygısızlık örneği sergilemişti.

Prof.Dr.Ünsal Oskay iletişim araştırmalarında şiddet gösteriminin etkileri araştırılırken, kadın seyirci/izleyici/okuyucunun görüşlerini yeterince ifadelendirilmediğini ve görmezden gelindiğini belirtmektedir.Zira kadınlara, örneklemelerde tanınan temsil olanağı az tutulmuştur, mülakatçılar erkek deneklerde de, kadın deneklerde de hep erkek olmuştur, mülakatlar yapılırken kadınların yanında kocaları da bulunmuştur(Oskay, 1982,XIX.Yüzyıldan Günümüze Kitle İletişiminin Kültürel İşlevleri, AÜSBF Yayını Ankara,).

Son Sayfa Kızları
Gazetelerin son sayfalarında moda ya da sanat haberi adı altında kadın bedenini öne çıkaran fotoğraflara yer vermeleri de cinselliğin medyada kullanımına örnektir. Hürriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Ertuğrul Özkök’ün “arka sayfa güzelini ben seçerim” demesi de konuya ne kadar önem verildiğini ortaya koymaktadır(Kemal Aslan, 2003, Haberim Var! Örneklerle Haberin ABC’si , Anahtar Kitaplar, İstanbul,s.383).

Bu fotoğraflarla bunlara eşlik eden başlıklar arasında herhangi bir mantıksal bağlantı olmadığı gibi,bu başlıkların “gerçek dışı” oldukları adeta vurgulanmak istenmektedir: “Lübnan Esintisi”, “Tavlada Rakip Tanımıyor”,”Seksi Siyah”,”On tane çocuk yapmak istiyor”, “Sakız çiğne, akıllı ol”, “Güzelliğini suya borçlu” ,”En yakın dostu oğlu” ,”Ronaldo’nun yeni aşkı”,”Tek rakibi kendisi” son sayfa kızlarına yakıştırılan haber başlıklarına örneklerdendir.

Milliyet gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Mehmet Yılmaz Hürriyet, Posta ve Sabah gibi gazetelerin arka sayfalarında her gün yayımlanan "güzel"lerin fotoğraflarında en çok dikkatini çeken şeyin alt yazılar olduğunu ifade ettikten sonra;bilmedikleri dil olmayan,bir-iki üniversite mezunu ve eğitim aşkı ile yanıp tutuşan bu arka sayfa güzellerinin, bu kadar iyi eğitimli ve çok dil konuşur olmalarının nedeninin, Bir tür "köpek adamı ısırırsa haber değildir, adam köpeği ısırırsa haberdir" durumu olduğunu düşünüyorum...
Belki de neden, yine bilinçaltımızdan kaynaklanan başka bir şey de olabilir..
Bu güzel kızların fotoğraflarını görüp, âşık olmayalım, kendi normal hayatlarımızı altüst etmeyelim diye özellikle düşünülmüş ve resmin altına konulmuş bir tuzak!
Erkeklerin, akıllı kadınlardan ölesiye korktuklarını bilen birisinin kurduğu bir tuzak!(Mehmet Yılmaz,”Hepsi Okumuş Kızlar”,Milliyet, 20 Temmuz 2003).

Genel yayın yönetmeni esprili bir uslupla yazdığı yazısında arka kapak güzellerinin fotoğraflarını görüp aşık olmamak veya hayatını alt üst etmemek için erkeklerin düzmece altyazılarla uyutulup akıllı kadınlardan uzak tutma stratejilerinin haklılığını vurgulamak isterken, bu furyadan ciddi kalite gazetelerinin de nasibini almaya devam edeceğini vurguluyor.

İşte ana basından bazı haber başlıklarına örnekler:
“Okul harcı için bekaretini satıyor”(Sabah,26.01.2004).

“Bekaretini 21 milyara sattı,”Aşk hayatı karışık”(Sabah,11.02.2004).

“Derya ile tartıştı, Asena’yı dövdü”(Milliyet,7 Mayıs 2002 ).

“Orgazm Olmayacak Kadın Kalmayacak”(Milliyet,28.01.2002)

“Prensin Kucağına Oturdu”(Hürriyet,8.02.2004).

“Kucaktaki güzel tatile çıktı”(Hürriyet,17.02.2004).

“Bakire çıkmadı diye kızını kesip öldürdü”(Hürriyet,15.02.2004).

Seks ve şehvet içeren her türlü televizyon yayını ve reklam, AB'ye üye ülkelerde yasaklanmayla yüz yüze. Avrupa Komisyonu'na sunulan bir tasarıyla, 3'üncü sayfa güzelleri de artık olmayacak . Avrupa Komisyonu'nun Sosyal İşlerden Sorumlu Yunanlı Komiseri Anna Diamantopoulou, komisyona, topluma aykırı ve insanların saygınlığını zedeleyen her türlü reklam ve televizyon yayının yasaklanmasını isteyen bir tasarı sundu. Şimdiden büyük tartışmalara yol açan bu tasarının kabulü halinde, televizyonlarda seksi ve şehvet içeren reklamlar yayınlanmayacak, billboardlarda ve gazetelerde çıplak kadın resimleri tarihe karışacak. İşyeri dışındaki cinsel ayrımcılığı izleme ve engellemeyi amaçlayan teklif, aynı zamanda, sigorta firmalarının kaza ve emeklilik poliçelerinde ayrımcılık yapmasını, televizyonlarda kadınları aşağılayıcı programların yayınlanmasını ve insanın saygınlığını zedeleyen her türlü reklamı engellemeyi hedefliyor. Teklifin yasalaşması halinde, evinde temizlik yapan, seksi iç çamaşırları giymiş kadın görüntüleri ile bira içen, hızlı arabalara binen erkek görüntüleri yazılı ve görsel basında yer almayacak(nethaber.com “üçüncü sayfa kızları tarihe karışıyor”)

Haberlerde Kadına Yer Veriliş İle İlgili Bir Araştırmaya Dair
Diğer yandan Aysun Öz’ün Haberde Kadına Yer Veriliş adlı araştırmada üç gazetenin (Sabah,Hürriyet ve Yeni Şafak) Nisan-Haziran 2002 dönemlerinde haberlerin kadına yer verişi incelenmiş ve şu sonuçlar çıkmıştır:

*Yeni Şafak gazetesinde haberde kullanılan kadın, ağlayan, kocasına yardımcı olmaya çalışan, fedakar anne rolündeki kadındır.Fotoğraflarda genellikle türbanlı kadınlar kullanılmakta,kadınların açık giyinmiş olmamalarına dikkat edilmektedir.

*Cumhuriyet gazetesi kadının cinsel kimliğini pek ön plana çıkarmamakta, kadın vücudu fotoğraflarla bir haber değeri taşıdıkça kullanılmakta, sanat sayfalarında kadın haberlerine özellikle de başarılı kadın sanatçı portresine yer verilmektedir.

*Sabah gazetesi kadın vücudunun görsel çekiciliğinden faydalanarak haberlerini okutma ve çok satma amacını gütmektedir.Birinci sayfada yer alan haber ve ek yayınların anonsunda hep mayolu ve erotik kadın fotoğrafları, üçüncü sayfada ise tecavüz haberleri ve aldatan eş gibi polis adliye haberlerinde ağlayan kadın fotoğrafları kullanılmıştır.

Haberlerde Kadın
Haberlere bakıldığında, haberlerin kadınların başarılarını küçümsedikleri ve kadın seslerini duyurmadıkları gözlemlenmektedir.Aynı sorun reklamlarda da yaşanmakta, adeta gerçeklikten kopuk olarak sanal bir dünya içinde sanal bir kadın portresi çizilmektedir.Diğer yandan, ABD’de yapılan bir kamuoyu araştırması “gerçek kadın” ile “medyada sunulan kadın” arasındaki farkın büyüdüğünü göstermektedir(Bkz:Yasemin İnceoğlu-Yeşim Korkmaz,Gazetecilik 24 Saat, Medyada Kadın ve Kadın Gazeteciler, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Yayınları,Istanbul,2002).

Kadınlar kaynak olarak kullanıldıkları haberlerin çoğunda kamusal bir tartışmanın ya da çatışmanın bir parçası, tarafı değillerdir.Bunlar daha çok tartışmanın bir tarafını soruna ilişkin bir yorumu destekleyecek kanıt olarak çağrılmaktadırlar.Bu durum, kadın kaynak bir rehine, casus ya da şehit askerin annesi ya da kız kardeşi olarak göründüğünde en açıktır.Gerçekten de var olan durum hakkında bir görüşü olabilir ama onun kameradaki görüntüsü ne bir tartışmaya dahil olmasına, ne de bir çözüm önerisinde bulunmasına olanak tanır.Onun ekrandaki görüntüsü, kamusal alanda söz sahibi olanların özel alanda yaşayanları nasıl etkilediğinin ritüelleşmiş-korunaklı ve güvenli-bir temsilidir (Rakow,Kranich,1997,”TV Haberlerinde Gösterge Olarak Kadın” Medya,Kültür,Siyaset (der:Süleyman İrvan, Alp Yayınevi,ss.515-546).

Günümüz Basınında Kadınlar-Gazete Haberlerinde Kadınların Temsiline Yönelik Analitik Bir Çalışma başlıklı İncelemede farklı ideolojik eğilimlere sahip beş gazetenin taranması, sonuç itibariyle oldukça ilginç bir tablo ortaya çıkarmakta. İncelemenin sonuçlarına göre, farklı siyasal ideolojilerin hiçbiri, kadınlığın , erkekliğin karşıtı olarak tanımlandığı hiyerarşik yapıya alternatif getirmiyor. Hatta süregelen hiyerarşik toplumsal cinsiyet sisteminin pekiştirilmesinde rol oynuyor. Haberlerdeki söylem analizleri incelendiğinde, ideolojik söylemlerin kendilerini meşrulaştırma aracı olarak yine kadınları kullanmakta olduğu sonucu çıkıyor. Ayrıca, medyanın, kadın haklarından söz ederken bile yapısal bir değişimi ya da kadınların özgürleşmesi yönünde bir sorunsalı söz konusu etmediği, kadınların toplumdaki rollerinin dönüştürülmesinde ancak biçimsel, yüzeysel kalan bir noktadan baktığı ortaya konuluyor. Bu durumda da kadın hakları ve kadınların özgürleşmesi ayrı birer konu olarak karşımıza çıkmakta. Yani incelemeye göre, süregelen söylemler içinde kadın haklarının öne çıkarılması, pratikte kadınların özgürleşmesi anlamına gelmiyor(Nazan Aksoy,”Kadınlığa ve Dolayısıyla Erkekliğe”,Altkitap.com).

Günümüz Basınında Kadınlar adlı çalışmayı yapan Leyla Şimşek kadının haberde yer alışını şöyle özetliyor:Haberin belirli kalıpları vardır. Ne yaparsanız yapın, bu kalıplar içinde tanımlanıyor olmanız, basında ne kadar çok görünürlük kazandığınızdan daha önemli. Böyle olunca, yapısal ya da köklü bir değişimden değil, ancak, yüzeysel bir değişimden söz edilebilir. Pek çok yazarın da değindiği gibi medya, statükoyu, mevcut norm ve değerleri dönüştürücü bir işlev görebilir; ama tersine tanık oluyoruz. Mesela bu çalışmada, kadınlar hakkında üretilen basmakalıp tanımların, basında mütemadiyen tekrarlandığını gördük. Böylece, bir şekilde, bu tanımların kamu imgeleminde pekiştirilmesine, tabi gerçek/yaşayan kadınların da bunları benimsemesine, içselleştirmesine hizmet ediyor. Giderek daha çok ve değişik kesimlerden kadınların basında görünürlük kazandığını söyleyebiliriz. Ama bu kadınlar medyanın, erkekler tarafından kurulmuş söyleminin çerçeveleri içinde tanımlanıyorlar. Erkeklerden farklı olarak kadınlar fikirleriyle değil, görünümleriyle haber değeri taşıyorlar. Yani, kadınların aleyhinde işleyen mekanizma ısrarla muhafaza ediliyor

Manken Tuğba Özay’ın frikik verip vermediği konusunda adeta iki büyük gazete yarış halinde.Milliyet’in başlığı:”Frikikten kaçarken yere yuvarlandı”,Hürriyet’in başlığı ise “Doğum gününde frikik vermedi”.

Hürriyet gazetesinde “muhabirin iş kazası” başlıklı fotoğraf tartışma yaratmıştı.İstanbul’da düzenlenen bir konferansta Rusya Federasyonu’nun ünlü Büyükelçisi Çernişev’e yere çömelerek soru soran Sky Türk muhabirinin g-string iç çamaşırını gösteren fotoğrafı yayınlayan Hürriyet gazetesi bu tavrından dolayı medya çevrelerinden yoğun eleştiri almıştı.

Geçtiğimiz Şubat ayında Türk medyasını meşgul eden başka bir konu da yönetmen Fatih Akın’ın Berlin Film festivalinde Altın Ayı ödülü kazanan Duvara Karşı filminin başrol oyuncusu Sibel Kekilli idi.” Sibel Porno Yıldızı çıktı”,”Babası Sibel’i öldürecek”,”Babası hastaneye kaldırıldı” “Evlatlıktan Atılıyor”,”Böyle evlat istemiyoruz” başlıklarının yanı sıra, porno filmlerde rol alan Sibel Kekilli’nin babası Mehmet Kekilli Hürriyet gazetesine gönderdiği mektupta;”Türkiye ve Almanya’dan ailem adına özür dilerim” mesajı yer alırken, Kültür Bakanı Erkan Mumcu’nun Kekilli’ye destek veren,”Geçmişteki hatası sanatını gölgeleyemez” türünden açıklamaları yer aldı.

Yarışma Programları
Ülkemizde bir özel Tv kanalında yayınlanan amacı genç kız ve erkekleri birbirleriyle bir yarışma ortamında tanıştırarak, bir günlüğüne de olsa, farklı bir atmosfer yaşatmak olan, bir yarışma programının perde arkasında yaşanan bir diyalog, insanlarımızın gerçek ile kurgu hayali nasıl karıştırdıklarını gösteriyor.Yarışmaya annesiyle gelen bir genç kız seçilemeyince annesi,teselli etmek yerine, “bak yine evde kaldın” diye söylenip kızcağızı hoyratça çekiştiriyor.

Yine bir başka TV yarışmasında, kurgunun içine yerleştirilen bir parodi devam ediyor.Yarışmanın her bölümünde kayınvalidesinden dert yanan sunucu, bu kez sözde seti basan kayınvalidesinden, izleyiciler önünde dayak yiyor.Yarışmacılardan bir hanım ise bu olay karşısında hafif bir şaşkınlık geçirerek, sunucuya “ evladım ama sende kadının üzerine çok fazla gittin” diyebilecek kadar drama ile gerçeğin sınırını algılayamaz duruma geldiğini gösteriyor(Nurdoğan Rigel,1993,Medya Ninnileri,Sistem Yayıncılık,İstanbul,s.19).

Biz Evleniyoruz adlı yarışma programı için Psikiyatrist Doç. Dr. Arif Verimli şunları söylüyor:
”Bu yarışmada evlilikler; duygu, beğeni ya da başka türlü değerden uzak. Para, kazanç, manevi değerlerin önünde. Kayınvalideler öyle kız yetiştiriyor ki... Varlıklı biriyle evlensin diye kızlarını süslüyor, püslüyorlar. Kızının hayatından keyif alıp almaması meselesi, ahlak ve etikGeri planda. Programı izleyen kızlardan 10'u böyle bir ideal benimsese ve kötü yolda ezilse, çarkın içinde mahvolsa kim verecek hesabını?”

Pembe Diziler
İngiliz araştırmacı Christine Geraghty’nin kendi alanında ilk çalışma özelliği taşıyan Kadınlar ve Pembe Dizi adlı kitabında şu saptamalar yer almaktadır:”Baştan sona kadar kavgalar, ayrılma, ölüm, kur yapma,evlilik ve ayrılık senaryoları üzerine kurulu, spesifik olarak kadın-erkek ilişkilerini ele alan bu dizilerin, kadınlar üzerindeki en büyük etkileri kadınlar arası dayanışma duygusu vermeleridir.Ayrıca, bu diziler, ortak tavırları ve sorunlarını vurgulayarak, kadınların, temelde kardeş olduğu şeklindeki feminist söylemi de yansıtmaktadırlar.Günlük yaşamlarını sıkıntılı bir bekleyiş, yıkanmayı bekleyen çamaşır ve bulaşıklar, okuldan dönmesi beklenen çocuklar, yapılmayı bekleyen yemekler içinde, hep aynı şeyleri yaparak geçiren ve bu nedenle de sosyal yaşama katılamayan kadınların, tek eğlenceleri, hatta en iyi arkadaşları televizyonlar.Ev içinde geçirdiği zamanın çok fazla olması nedeniyle, arkadaşlarının sayısı sınırlı olan kadınlar,pembe dizilerde, kendileri gibi olan, kendileri gibi bekleyen, yaşamları yine kendileri gibi kısıtlı ilişkiler içinde geçen kadınları izliyorlar”(“Pembe diziler kadınlara ne veriyor?”, Nokta Dergisi,16-22 Ağustos 1998).

Ancak Geraghty’nin yorumuna katılmak mümkün değil.Cinsellik, iktidar, aşk, aldatılma,hırs,kıskançlık,seviyesiz dalavereler,intikam,dram temalarını işleyen bu dizilerin, kadınlar arası dayanışmayı güçlendirebileceğini düşünmek yanlış olduğu gibi, bu dizilerin, kadınların, gündelik hayatın acı, çaresizlik, koca dayağı, cinsel tatminsizlik, toplumsal adaletsizlik ve her türlü istismara tahammül etmelerine, başka bir deyişle, tüm bu sorunları kanıksamalarına ve kabullenmelerine yol açacağı fikri de göz ardı edilmemelidir.

Yerli Diziler
Yerli dizilerde özellikle fiziksel şiddet, toplumsal değerlerin arkasına sığınılarak meşrulaştırılır. Kıskançlık ve namus bunlardan en önemli iki tanesidir. Psikolojik şiddet ise karşımıza neredeyse tüm dizilerde yer alan bir şiddet türü olarak çıkar. Daha çok erkeklerin uyguladığı bir şiddet türüdür. Aşağılama, hakaret, konuşmama, paylaşmama, engelleme, alay etme kadınlar üzerinde en çok uygulanan şiddet türlerindendir. Örneğin son dönemde en çok izlenirlik alan çoğu Amerikan kaynaklı mini diziler (sit-com) içinde rol alan kadın karakterlerin birçoğu geleneksel kadınlık rollerini sonuna kadar hayata geçirmektedirler. “Aşkım Aşkım” dizisinin sarışın ve aptal hizmetçisine uygulanan cinsel taciz bir komiklik unsuru olarak verilmekte, Şener’in karısı kocasının kendisini tüm aldatma girişimlerini sineye çekmesi beklenmektedir. Liste uzatılabilir çünkü örnekler neredeyse tükenmeyecek kadar çok ve aynı. Şiddetin dizilere oranla daha rahatlıkla ortaya koyulduğu bir program türü de güldürü programlarıdır. Bu tür programlarda şiddet gülünç durumların kurulması sürecinde önemli bir malzeme olarak kullanılıyor. Alankuş ve İnal bu konu üzerinde yaptıkları araştırmalarında, örneğin Bir Demet Tiyatro ya da İnce İnce Yasemince gibi programlarda izleyicinin metinden uzaklaşmasına izin verilmediği için (herşey sanki gerçek hayat gibi, karakterler yakın akrabalarımızdan birileri sanki duygusu) şiddetin, sıradan bir davranış biçimine getirilip haklılaştırılıp ve doğallaştırıldığını belirtmişlerdir. İtilmiş ile Kakılmış’ın fiziksel şiddet içeren ilişkileri hiçbir izleyiciyi, gazetelerdeki dayak ya da tecavüz olayları gibi etkilemiyor(Meltem Ağduk,Harika!Bu ne hal!Medya, Kadınlar ve Şiddet)

Talk-Show’lar ve Magazin Programları
Talk-showlar ve magazin programların da ise kadınlara yönelik şiddet kendini daha çok psikolojik alanda gösteriyor. Talk-show sunucuları programlarına gelen kadın konuklara mesleki statülerine ve toplumda nasıl bir yerde durduğuna göre davranıyorlar. Örneğin toplum tarafından “saygın” olarak nitelendirilen bir şarkıcı ile “daha az saygın” olarak nitelendirilen bir dansöze tavırları ve hatta sordukları sorular bile farklı olmaktadır. Örneğin ilkine mesleki kariyerini sorarken, diğerine aşk yaşamını vs. soruyor ve hatta bir çok kez cevabını bile dinlemiyor. Bu tür programlarda konuklar her iki cinsiyettense, erkekler daha çok kariyerleri ile ön plana çıkartılırken, kadınlar, kadınlık değerleri ile donatılmış sorulara yanıt vermek durumunda bırakılıyorlar. Toplam süre içinde kadınların konuşma süreleri ile erkeklerinkiyle karşılaştırıldığında, erkeklerin ağır bastığının ortaya çıkması şaşırtıcı bir sonuç olmasa gerek(Ağduk,a.g.m.).

Şiddetin sunuluşunun dışında gazeteler bir taraftan da şiddetin bizzat uygulayıcılarıdır. Örneğin başarılı bir kadının, başarı elde ettiği konu bir tarafa kadının ilişkileri daha ön plana koyulur. Bunun iki yakın örneği, milli dalgıç Yasemin Dalkılıç ile milli atlet Süreyya Ayhan’a yapılanlardır. Her iki sporcunun da gurur vesilesi olacak milli başarıları, gazetelerin bu iki sporcunun antrenörleri ile yaşadıkları duygusal ilişkilerinin ortaya dökülmesi ile gölgelenmiştir. Her iki sporcuya uygulanan şiddet değil de nedir? Geçtiğimiz ay 14 Şubat Sevgililer gününde ABD’de evlenen Süreyya Ayhan ve antrenörü Yücel Kop çifti ile ilgili Nebil Özgentürk’ün yazdığı makale medyayı şöyle eleştiriyor çok haklı olarak; “Başarı, Başarı, Başarı Her Şeye Rağmen Başarıya Koşuyordu Ayhan...Ama yine de başarı’dan çok “haşarı”’yla uğraştı kimi kalemler, nasıl olurdu da antrenörüydü de, olurmuş muydu da gibi safsatalarla uğraştılar..Kimi kalemler de Yücel Kop’un kül olup gitmiş, mazideki evliliğini sorguladılar,sadece nikah cüzdanında kalan eski eşe mikrofon tuttular.(Nebil Özgentürk,”Ve Süreyya... Ve Yücel..”,Sabah, 14.02.2004)..

SONSÖZ
Medyada kadının yanlış ve eksik temsil edilme sorunu yalnız ülkemize has bir sorun değil, evrensel bir konudur.Batı dünyasının ve hatta soğuk savaşın bitmesiyle de eski doğu blokunun tabloid gazetelerine açıp bakıldığında aynı tablo ile karşılaşılmaktadır.Ulusal Gazeteciler Birliği’nin yayını Presstime’ın hazırladığı rapora göre, bulvar gazetelerinin birinci sayfa analizinde, haberlerin sadece %8’i kadınları ele almakta veya kadınları kaynak göstermektedir.

Kadının bilinçlenmesi ve haklarının kazanabilmesi için aile-içi ilişkilerden-eğitim sistemine, iş yerlerindeki erkek egemen bakıştan-dine ve aynı bakış açısına sahip siyasete kadar her şey yeniden yapılanmalıdır.Kadın ve beraberinde erkek de mutlaka eğitilmeli, kadın konuları kadın medya mensupları tarafından daha sık ele alınıp incelenmeli, bunu yaparlarken de gazeteciler duyarlılıklarını askıya almamalıdırlar.

Kadın imajının dişilik yönüyle, iyi eş-fedakar anne gibi salt kadınsı özelliklerle kullanılması, yani kadının bir meta olarak sömürülmesi durumu bir an evvel değişmelidir.Bunun için de gazete ve dergi yöneticilerinin popülizm(halkın sesi-hakkın sesi/Türk halkı böyle istiyor ) ile tiraj-reyting canavarına yenik düşmeyi istememeleri ve de özellikle kabul etmemeleri gerekmektedir.Böylece son yıllarda sürekli bombardımanına uğradığımız “şehvetli-seksi kadın” tiplemeleri yerine,kadınları, kültür, sanat, siyaset ,ekonomi ve spor alanlarında fiziki güzellikleri ile değil,başarıları ile izleme şansına sahip oluruz.Bu konuda gazete okuyucuları,Tv izleyicileri yani tüm haber tüketicileri,sivil toplum örgütleri,akademisyenler de medyayı gözetleme ve eleştirme görevini yerine getirmelidirler.

KAYNAKÇA
-Ağduk Meltem,Harika!Bu ne hal!Medya, Kadınlar ve Şiddet

- Aksoy Nazan,”Kadınlığa ve Dolayısıyla Erkekliğe”, Altkitap.com.

-Alankuş, Sevda ve İnal Ayşe (2000). “ Güldürü Programlarında Kadının Temsili ve Kadına Yönelik Şiddet”, Televizyon, Kadın ve Şiddet. Ankara: Dünya Kitle İletişim Araştırma Vakfı KİV Yayınları.

-Aslan Kemal, 2003, Haberim Var! Örneklerle Haberin ABC’si , Anahtar Kitaplar, İstanbul.

-Aziz Aysel,1994,Medyada-Şiddet ve Kadın,1993 yılında Türk Basınında Kadınlara Yönelik Şiddetin Yer Alış Biçimi, T.C.Başbakanlık Kadın ve Sosyal Hizmetler Müsteşarlığı, Kadının Statüsü ve Sorunları Genel Müdürlüğü,Ankara.

-Gazetecinin El Kitabı, 2000, TAP Vakfı,UNFPA.

-İnceoğlu Yasemin- Korkmaz Yeşim,Gazetecilik 24 Saat, Medyada Kadın ve Kadın Gazeteciler, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Yayınları, İstanbul, 2002.

-Kranich Rakow,1997,”TV Haberlerinde Gösterge Olarak Kadın” Medya, Kültür, Siyaset (der:Süleyman İrvan, Alp Yayınevi).

-nethaber.com “üçüncü sayfa kızları tarihe karışıyor”.

-Özgentürk Nebil,”Ve Süreyya... Ve Yücel..”,Sabah, 14.02.2004..

-Özkan Fadime, Medya Prizmasında Kadın,Dergibi Röportaj;Vivet Kanetti ile,14.08.2002.

- Rigel Nurdoğan,1993, Medya Ninnileri, Sistem Yayıncılık, İstanbul.

- Yılmaz İlknur, Gerçek Dergisi,16.08.1992.

- Yılmaz Mehmet,”Hepsi Okumuş Kızlar”,Milliyet, 20 Temmuz 2003.

- “Pembe diziler kadınlara ne veriyor?”, Nokta Dergisi, 16-22 Ağustos 1998.

Bu makale 1-4 Mart 2004 tarihleri arasında Yeditepe Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi'nde düzenlenen "Kadın Çalışmalarında Disiplinlerarası Buluşma" adlı sempozyumda bildiri olarak sunulmuş ve bildiri kitabında yayınlanmıştır. (SS.11-12)

01.10.2002