KÜRT SORUNU VE MEDYA

Milliyet 26.12.2010

Diyarbakır’daki ‘demokratik özerklik’ çalıştayının ardından İstanbul’da medya temsilcileri, akademisyen ve aktivistleri bir araya getiren toplantıda sorunun algılanmasındaki dil ve yaklaşımlar tartışıldı


DERYA SAZAK

Türkiye, ağır bedeller ödediği Kürt sorununun çözüm yollarını tartışıyor. PKK’nın “eylemsizlik” kararı ardından “iki dil” tartışmasıyla başlayan Diyarbakır’daki çalıştaya sunulan “demokratik özerklik” taslağına uzanan süreçteki kutuplaşmalar medyanın toplumsal sorunların algılanmasında oynadığı rolü yeniden gündeme getirdi. Medya, Kürt sorununun çözümünü kolaylaştırıyor mu, zorlaştırıyor mu? Sorunların ele alınışında yerel ve merkez medya arasında nasıl bir farklılaşma var? Soruna ilişkin ‘dil’ ve ‘üslup’ sorunu mu yaşanıyor? Türkiye Barış Meclisi bu hafta ‘Medya ve Kürt Sorunu Çalıştayı’ düzenleyerek bütün bu sorulara yanıt aradı.

ALGI?FARKILAŞMASI

Galatasaray Üniversitesi’nden Prof. Yasemin İnceoğlu, dil uzmanı Necmiye Alpay, Bilgi Üniversitesi’nden Doç. Esra Arsan, Bianet yazarı Nadire Mater, Osman Kavala, Hakan Tahmaz, Doğu ve Güneydoğu Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Faruk Balıkçı’nın da aralarında bulunduğu 40 kadar medya mensubu, akademisyen ve barış aktivistleri bir araya geldi. Milliyet Okur Temsilcisi’nin de katıldığı toplantıda sorunlar masaya yatırıldı. Kürt Sorunu’nda başka toplumsal sorunlarda karşılaştığımızdan daha derin ‘algı farklılaşması’ olduğu noktasında birleşildi. Derin algı farklılaşmasına rağmen, medyada özellikle haber ve yorumlarda eskiye oranla daha ‘ılımlı’ düşünceler olduğu, iyimser bir gelişme olarak kaydedildi. Kürt sorununun ele alınışında ‘günlük siyasetin etkili olduğunu’ düşünenler ise aslında değişen birşey olmadığı görüşünde.

ÇÖZÜME ODAKLI DİL

Prof. Yasemin İnceoğlu, ideolojilerin dil ile ifade edilip biçimlendiğini belirterek şöyle konuştu: “İdeolojilerin dil ile belirlenir. Haber ise var olan egemen söylemlerin bir ürünü olarak, egemen ideolojinin ‘biz’lik tanımı üzerinden, söylem ve ideoloji ikilisini de içine katarak, ırkçılık/etnik ön yargı, anti-semitizm, homofobi, zenofobi gibi kavramlar üzerinden nefret pompalar. Olumsuz, alaycı ifadeler, küfür, hakaret, aşağılama kullanılarak ötekileştirdiği grupları kamu güvenliğini tehdit edici ‘potansiyel risk ve tehdit saçan öcüler’ gibi sunarak toplumdaki ‘öteki’ gruplara karşı nefret söylemi ve suçlarını kışkırtır. Kürt sorunu terör / terörizm ile özdeşleştirilerek, aslında böyle bir sorunun olmadığı, bu sorunun kaynağının tamamen bölgedeki geri kalmışlıkla ilgili olduğu bunu da yabancıların kışkırttığı söylemini yeniden üreten ve meşru bir zemine taşıyan ana akım medya, Türk-Kürt ayrımcılığına katkı payı olarak, ‘cani, hain, kalleş, çapulcu, dağdan inenler’ türünden artık adeta sloganlaşmış, korkunçlaştırıcı kalıp yargılar kullanmaktadır. Oysa ki bu tavır Kürt sorununu çözümsüzlüğe götürmekten başka bir fayda sağlamaz. Medyamızın, siyasi analizlerden yoksun, çarpıtılmış, eksik, dramatize edilmiş ve zaman zaman paranoyaya varan komplo teorileri ile donatılmış, geçmişte yaşanan acı, felaket, şiddeti kurcalayan haberleri gündemde tutarak çatışmadan ziyade barışa ve çözüme odaklı, insan hakları ve demokrasiden taraf, kutuplaşmaları körüklemeyen bir tavır sergilemesi gerekmektedir.” Osman Kavala ise, “Her ne kadar ideolojik diye tanımlanabilecek kalıplar hakim ise de siyasi dinamikler dolayısıyla medyada olumlu gelişmeleri de görmek mümkün. Kürt sorununa ve bu sorunun çözümüne ilişkin daha nesnel haber ve yorumlar medyada yer almakta. Kürt tarafındaki siyasetçiler ve sivil toplum kuruluşlarının görüşleri de eskisine nazaran daha fazla yer bulmakta” diye konuştu.

MİLİTER SÖYLEM ELEŞTİRİSİ

Bilgi Üniversitesi’nden Esra Arsan ise İstanbul merkezli, Ankara kontrolündeki büyük medyanın, ulusal gibi görünmekle beraber aslında yerel olduğunu belirterek şu değerlendirmeyi yaptı: “Hem haber değerleri, hem haber kaynakları, hem de kapsama alanı açılarından Türkiye, dünya bütününü görmek ve anlatmak konusunda sınıfta kalmıştır. Güneydoğu’daki savaş gerçeği, bunun toplumsal yansımaları ve birikerek günümüze kadar gelen sonuçları, merkez medya tarafından doğru izlenip, kamuya eksiksiz aktarılmamıştır. Yaygın medyanın militer, milliyetçi, ötekileştirici, savaşçı ve intikamcı söylemi, kamuda Kürt sorununa karşı yanlış bakış açılarının oluşmasına neden olmuştur.

YAKILAN?KÖY?FOTOĞRAFI

Güneydoğu’dan bildiren yerel gazetecilerin haberleri, İstanbul büyük medyasını idare edenler tarafından çarpıtılmış, sansür ve manipülasyonla güç ve iktidarın hoşuna gidecek şekle getirildikten sonra yayımlanmış; bazı çok önemli haberler ise hiç yayımlanmamıştır. Mesela, Doğu ve Güneydoğu Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Faruk Balıkçı’nın dediği gibi, bunca yakılan, boşaltılan köye rağmen, bugüne kadar büyük medyada tek bir yakılan köy fotoğrafının yer almamış olması, manidardır. Bu tür eksiklikler, halkın Güneydoğu meselesini doğru algılamasına engeldir. Oysa ki, Türkiye merkez medyasında yayımlanamayan bu haberler, uluslararası basın yayın organlarında yer alabilmiştir. Bu manada, bölgede görev yapan gazetecilerin aslında merkez medyadan çok daha evrensel işler ürettiklerini, ancak ürettikleri içeriğin kamu yararı gözetilerek kullanılmadığını söylemek mümkündür.”

OMBUDSMAN’IN GÖRÜŞÜ:

Toplumsal çatışma ve kutuplaşma dönemlerinde medyanın işlevi gerilimi tırmandırmak değil, düşürmek olmalıdır. Kürt sorunu gibi otuz yıldır tartıştığımız ve 40 binden fazla yurttaşımızı kaybettiğimiz bir siyasal sorundan söz ediyorsak, silahların sustuğu dönemlerde medyaya düşen görev ve sorumluluk daha da artmaktadır. Diyarbakır’da tartışmaya açılan ‘özerklik’ modelini taslağın içerdiği ‘öz savunma, bayrak ve semboller ile özerk bölgede Kürtçenin resmi dil olması’ önerileriyle sınırlandırmaksızın, PKK’nın silahsızlandırılması ve şiddeti tümüyle sona erdirecek çözümler bağlamında tartışılmasında medyanın üstleneceği nesnel rol, ‘algı’daki farklılaşmayı ve toplumdaki kutuplamayı önleyici rol oynayacaktır. Böyle zamanlarda okur analizlerine yardımcı olacak taslak metinlerin birkaç başlığa indirgenmeyecek genişlikte verilmesinde yarar var. Metinler üzerinden oluşacak görüşler, algıdaki sorunları da ortadan kaldıracaktır. Milliyet haber ve yorumlarında Türkiye’nin bu en duyarlı sorununun demokratik ve barışçı çözümü konusunda gereken duyarlılığı göstermektedir. Elbette sınırların değişmezliği, birlikte yaşama ve eşit yurtaşlık haklarına saygı duyarak...