Yeni RTÜK yasa tasarısı ve yurttaş katılımı

Yeni RTÜK yasa tasarısı ve yurttaş katılımı

 

Yeni RTÜK yasa tasarısı ve yurttaş katılımı
Radikal Gazetesi/24/04/2010

RTÜK yasa tasarısının yasalaşma sürecinde ısrarla durulması gereken husus; yayıncılık ile ilgili her türlü düzenleme ve denetime gösterilen ihtimamın, yurttaşın katılımı ve temsiline de gösterilme gereksinimidir…

Yeni RTÜK yasa tasarısı, AB müktesebatına uyum çerçevesinde 2007 yılı Aralık ayında AB Resmi Gazetesi’nde yayımlanarak yürürlüğe giren AB Görsel-İşitsel Medya Hizmetleri Yönergesi hükümleri esas alınarak düzenlendi. Taslak, yıllardır önüne geçilemeyen anten kirliliğine son vererek, kademeli olarak analog yayından sayısal yayına geçiş sürecinin belirlenmesini ve analog televizyon yayınlarının kapatılmasından sonra da radyo ihaleleri yapılmasını öngörmektedir.
AB medya politikalarının özünde “kamunun bilme hakkı” yatar. AB, temel insan hak ve özgürlükleri kapsamında bilgi edinme ve yayma hakkını, ifade, düşünce, vicdan ve din özgürlüğü hakkıyla olan ilişkisi bağlamında ele alır. Bilindiği üzere, ülkemizde de Bilgi Edinme Hakkı Kanunu AB muktesebatı kapsamında devletin karar süreçlerini ve icraatlarını şeffaflaştırmak üzere 2004 yılında yürürlüğe girmişti. Ancak 27.maddede yer alan“Tavsiye mütalaa talepleri bu kanun kapsamı dışındadır” ifadesinin oldukça geniş bir yorum alanına işaret etmesi nedeniyle, bilgi edinme başvuruları ret edilmektedir. Medyada şeffaflık, çoğulculuk, kültürel çeşitlilik, fırsat eşitliği, özellikle de yurttaş katılımı AB’nin uymaya hassaslık gösterdiği kavramlardır. Türkiye’nin otoriter devlet geleneğinde kamu, yayıncılık etkinliğinin politika sürecinden tümüyle dışlanır, toplum kesimlerine kendi seslerini duyurma olanağı tanınmaz. Halbuki Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 10. maddesinde yer alan ifade ve haber alma özgürlüğü’nün temelinde kamu hizmeti yayıncılığı yatmaktadır.

Medya okuryazarlığı
Medyanın kendi gerçekliğini kurguladığı iletişim ortamında medya okuryazarlığı, yurttaşın kendi mesajını yaratma, eleştirel düşünme ve çözümleme, ICT (Information Communication Technology-Enformasyon ve İletişim Teknolojilerine) erişim ve kullanım becerilerini kazandırmada olmazsa olmaz bir süreç . MEB ve RTÜK’ün ortaklaşa yürüttüğü proje ile bu becerilerin kazanılması için gerekli personel, alt yapı yetersiz, bu konunun acilen gözden geçirilmesi gerekmektedir.

Yeni yasa tasarısında; İzleyici Temsilciliği’nin yasal altyapıya kavuşturulması, isteğe bağlı yayın hizmetlerinin başlaması ve bu bağlamda IPTV (Internet Protocol Television-İnternet Üzerinden TV Yayıncılığı) konusunda yapılmakta olan yönetmelik çalışması olumlu atılımlardır.

Yeni taslağa göre, kişi ve kurumlar kişilik haklarının ihlal edildiğini düşündüğü yayınlarla ilgili düzeltme ve cevap hakkını mahkemeye gitmeden önce yayın kuruluşundan talep edip 7 gün içinde bu gerçekleşmediği takdirde mahkemeye gidebilecektir.

Halen cevap ve düzeltme hakkı mahkeme kararı ile kullanılabilmektedir.

İletişim fakülteleri
Taslakta ülkemizdeki iletişim fakültelerinin yayın haklarına önemli bir engel var: “Kamu kurumlarının ikaz ve duyuru maksadıyla karasal radyo veya televizyon yayını yapma talebinde bulunmaları halinde; bu talepler yapacakları protokol çerçevesinde, Türkiye Radyo-Televizyon Kurumundan hizmet alınarak karşılanır. Türkiye Radyo-Televizyon Kurumu haricindeki kamu kurumlarına kanal veya frekans tahsisi yapılmaz.” Fırat, Selçuk, Erciyes ve Atatürk Üniversiteleri TV yayınlarını yıllardır sürdürmekteler. Eğer taslak yasalaşırsa, üniversite televizyonları TRT’nin bir kanalı üzerinden zaman paylaşımlı ve sadece ikaz ya da duyuru bağlamında yayını TRT’ye ancak para ödeyerek yapabilecekler. Sayıları altmışı bulan iletişim fakültelerinin radyo ve TV öğrencileri için çok önemli bir uygulama alanı yok edilmiş olmuyor mu? Diğer yandan, sektörde deneyimsiz oldukları gerekçesiyle sürekli eleştirilen İletişim Fakülteleri mezunları bu durumda “potansiyel işsiz” konumuna düşmeyecekler mi?

Taslakta ‘Yayınlar, ırk, din, dil, cinsiyet, sınıf ve mezhep farkı gözeterek toplumu kin ve düşmanlığa tahrik edemez, veya toplumda nefret duyguları oluşturulamaz. Yayınlar, hukukun üstünlüğü, adalet ve tarafsızlık esasına aykırı olamaz. İnsan onuruna ve özel hayatın gizliliğine saygılı olma ilkesine yayın yapılamaz’ deniliyor. Bu maddede ‘cinsel yönelim’ veya ‘cinsel tercih’ ifadesinin de yer alması gerekmektedir. Zira ülkemizde heteroseksist ve homofobik söylemin LGBTT yurttaşlarımızı sıklıkla hedef aldığını görüyoruz.

Taslaktaki olumlu düzenlemelerden biri; Haber bültenlerinde, haberin etkisinin artırılması için kullanılan fon müziklerin kaldırılması, dizi ve filmlerin tam ortasında izleyicilerin dikkatini çekmek amacıyla aniden yüksek sesle ortaya çıkan reklamların da düzenlenecek olmasıdır.

TRT ve reyting denetimi
2002’den beri RTÜK tarafından denetlenmeyen TRT’nin denetiminin yeni yasa ile RTÜK tarafından yapılmaya başlanması özel TV kanallarının haklı olarak bu durumun “haksız rekabete yol açacağı” konusundaki tartışmalarına noktayı koyacaktır.

Reyting ölçümlerini yapacak şirketlerin üst kuruldan izin alması ve bu şirketlerin ölçümlerinin denetlenmesi öngörülüyor. Ancak hali hazırdaki sisteme dair süre giden spekülasyonları (evine ‘people meter’ koyulanlara hediye verildiği, örneklem temsiliyet eksikliği olduğu, aile reisinin eğitim seviyesine göre izler kitlenin belirlendiği vs) RTÜK engelleyebilecek mi?, denetimi ne şekilde sağlayacak?

Sansür niteliğinde yeni yasa tasarısı ile yayını doğrudan durdurma yetkisi RTÜK’e verilmekte. “Milli güvenliğin gerekli kıldığı hallerde, kamu düzeninin ciddi şekilde bozulması kuvvetle ihtimal dahilinde ise, Başbakan veya görevlendireceği bakan, yayınını durdurabilir. Ayrıca gecikmesinde sakınca bulunan haller ile toplumu infiale sevk edecek yayınların yapılması durumunda Üst Kurulca programın yayınının durdurulmasına karar verilebilir. Bu karar, en geç 24 saat içinde karara bağlanmak üzere hakime sunulur.” Yürürlükteki yasa maddesine göre ise, yargı kararları saklı kalmak kaydıyla yayınlar önceden denetlenemiyor ve durdurulamıyor. Toplumu infiale sevk edecek yayınlar arasında terör haberlerinden tutun da doğal afet haberleri, salgın hastalık, ekonomik kriz vs. her şey girebilir.

2000 yılı Türkiye’de yabancı sermayeli basın kuruluşları için altın yıldır. Time Warner Grubu işbirliğiyle: CNN Türk, “Turner Broadcasting System ile işbirliği sonucu, TNT ve çocuk kanalı Cartoon Network’ün Türkiye yayını başlatmıştır. Doğuş grubunun CNBC ile yaptığı anlaşma sonucu CNBC-e yayın hayatına başladı. Sonra Kanadalı CanWest Grubu, Süper Fm, Metro FM, Joy FM ve Joy Türk’ü, son olarak da News Corporation’ın sahibi Rupert Murdoch, 2006 yılında TGRT kanalını satın alarak Fox TV ile medyada yer aldı. Yabancı sermayenin yüzde 25’ten yüzde 50’ye çıkması ‘kültürel yozlaşma’, ‘kültürel hegemonya’ tartışmalarını da beraberinde getirmiştir. Ancak burada üzerinde durulması gereken husus sermayenin yerli veya yabancı olması değil, program içeriklerinin hangi kültürel kodlarla üretildiğidir.

Yukarıda bahsedilen hususlar yasa tasarısının yalnızca bazı maddelerini içeriyor. Burada yapılmak istenen yasa tasarısının yorumundan ziyade, şimdiye kadar ‘haber tüketicisi’ olarak algılanan ‘yurttaş’ı yayıncılık oyununa nasıl davet edebiliriz? sorusuna yanıt arama çabasıdır. Tasarının yasalaşma sürecinde ısrarla durulması gereken husus; yayıncılık ile ilgili her türlü düzenleme ve denetime gösterilen ihtimamın, yurttaşın katılımı ve temsiline de gösterilme gereksinimidir. Aksi takdirde fırsat eşitliği, çeşitlilik, çoğulculuk gibi AB ölçütleri kağıt üstünde kalmaya mahkûm olmuş olurlar.

Prof. Dr. Yasemin İnceoğlu: Galatasaray Üniversitesi İletişim Fakültesi

admin

Mesajınızı bırakın