İlkelliğe varan bir histeri: Linç

İlkelliğe varan bir histeri: Linç

Sosyal medyada paylaşılan ve Doğu Türkistan’da yaşananlarla ilgili olduğu söylenen pek çok fotoğraf ve haber nedeniyle sokaktaki her çekik gözlüyü dövmeye kalkmak…

ARZU AKYOL
arzu.akyol@aksam.com.tr

Protesto adı altında molotof kokteyli, satır ve silahlarla sokaklara dökülmek… Hastası ölünce hekime saldırmak… Öfkeli kalabalıklar, canhıraş çığlıklar… Dinlememek, anlamamak… Bazen namus bazen bayrak bazen din bazen de siyasi görüş uğruna bir canavara dönüşmek… Kanunlara rağmen ceza kesmeye meraklı olmak… Kronik bir hastalık gibi zaman zaman nüksediyor linç kültürü. Bu kronik hastalığı konuştuğumuz Galatasaray Üniversitesi İletişim Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Yasemin İnceoğlu, linçi “İlkelliğe varan bir histeri” olarak tanımlıyor ve “Geçtiğimiz günlerde Suruç’ta katledilen 32 genç, şehit edilen polis ve askerlerimiz… Maalesef hava yine sisli ve linç kültürünün çok sevdiği havalar bunlar. Sağduyulu olmak, tepkilerimizi demokratik yöntemlerle göstermek zorundayız. İnsanların galeyana getirilmemesi öfke patlamalarının yanlış yerlere kanalize edilmemesi lazım” diyor.

Hocam öncelikle linçin tanımını yapabilir misiniz? 
Linç basit tanımıyla; insanları yasa dışı, adil yargılama olmaksızın, öldürücü bir biçimde cezalandırma yöntemidir.

Son yıllarda daha sık kullanılmaya başlayan “linç kültürü” doğru bir tanımlama mı? Linç ve kültür kelimeleri kavramsal olarak birlikte kullanılabilir mi? 
Linç tek başına bir kültür oluşturmaz ancak var olan bir kültürden kaynaklandığınır. Bu kültür de şiddet kullanımına eğilimlidir. Şiddetin kültürel bağlamda toplumsal ve bireysel davranışlarımıza nüfuz ettiği göz önünde bulundurulduğunda -bu iki kavramın bir arada kullanılması kanımca yanlış olsa da- bu iki kavramın bir arada kullanımını açıklamak mümkün.

Bu kültürün genetik kodlarında ne yazıyor?
Linçin kökeninde ırkçılık ve şiddete eğilim yatıyor. Farklılıklara tahammülsüzlük, bir arada yaşama kültürünün gelişmemiş olması linç için en uygun ortamları oluşturuyor.

BİREY YOK SÜRÜ VAR

Linçin ülkemizde en son “çekik gözlüler”e yönelen şekli size bir iletişim bilimci olarak neler düşündürüyor? 
Sokağa çıkıp bütün çekik gözlüleri Çinli zannederek dövmek ilkelliğe varan bir histeri.

Birey olamamanın bu olaylarda nasıl bir yeri var? 
Linçin içinde bulunan kişi birey olamamıştır. Sürü içinde yer alır ve bilinçaltıyla hareket eder. Kendisine telkin edilen düşünceleri eyleme geçirmeye hazırdır. Kalabalığın içinde, provokasyon ve ajitasyon sonucu her türlü bireysel sorumluluktan sıyrılıp o gruba sıkı sıkıya aidiyet duyan ve o psikolojiyle gaza gelen insanın neler yapacağını düşünün.

Demokratik tepki göstermek, fikre fikirle karşılık vermek neden bu kadar zor? Bu zorluğu nasıl aşabiliriz? 
Öncelikle az gelişmiş veya gelişmemiş toplumlarda eleştiri ve tartışma kültürü yerleşmemiştir. Diyalogdan ziyade monolog geçer akçedir. Birbirini dinlemeyen insanların olduğu bir toplumda, kim daha fazla yüksek ses çıkarırsa, o kendini dinletir. Tartışmalar genelde kavga, küfür, hakaret, yaralama hatta öldürmelerle sonuçlanır. Bunun değişimi tamamen zihniyet değişimiyle mümkün. Bu zihniyet dönüşümü de öyle çabuk olacak bir şey değil. Öncelikle linç kültürünü lanetleyen, bundan utanan ama en önemlisi cezalandıran siyasi-hukuki-toplumsal bir kültür geliştirmek lazım. Toplum vicdanı rahatsızlık duymalı. Bu da bir eğitim sorunu.

LİNÇ SÖZCÜĞÜ CHARLES LYNCH’DEN GELİYOR

Linç kültürünün tarihçesi hakkında neler söyleyebiliriz? 
Linç 1850’li yıllarda sözlüklere girebilmiş. ABD’den ithal edilen bir sözcük. Linç sözcüğü, Amerikan Bağımsızlık Savaşı sırasında Virginia’da İngiliz yanlısı olduğundan şüphelenenleri cezalandıran düzmece mahkemenin başkanı Charles Lynch’den geliyor. Lynch’in verdiği cezalar ve başkanlık ettiği mahkeme süreçleri 1782 yılındaki Virgina Genel Meclisi’nin kararıyla yasal ilan edilmiş. Meksikalılara, Kızılderili ve siyahilere karşı yürütülen linç saldırıları var. Amerikan İç Savaşı’ndan sonra ülkede yaşayan siyahları baskı ve en önemlisi de kontrol altında tutmak üzere uygulanan bir politika
olduğunu söyleyebiliriz.

Hep söylendiği gibi Doğu’ya ait bir hastalık değil o halde? 
İlk çıktığı yere baktığımızda Doğu’ya has olmadığını görüyoruz ama geleneksel ve ilkel toplumlarda daha rahat beslenip köklenen bir doğası var. Özellikle de farklılıklara tahammül edemeyen, hoşgörüsüz, kendisine benzemeyen insanlarla birlikte yaşamak istemeyen insanların ülkelerinde kendine daha rahat yaşama alanı buluyor linç olgusu.

Türkiye tarihinde hangi olay ilk örnek olarak verilebilir? 
Cumhuriyet tarihinde 6-7 Eylül 1955 olayları ilk örnek olarak verilebilir.

HAVA SİSLİ, SAĞDUYU ŞART

Son günlerde yaşananları nasıl değerlendiriyorsunuz?
Suruç’ta katledilen 32 genç, şehit edilen polis ve askerlerimiz… Maalesef hava yine sisli ve linç kültürünün çok sevdiği havalar bunlar. Sağduyulu olmak, tepkilerimizi demokratik yöntemlerle göstermek zorundayız. Bilgi kirliliğinin had safhada olduğu bu günlerde doğru bilgi edinmeden harekete geçmemek de çok önemli.

Bu sisli havalarda ne yapmamız gerekir?
Hepimiz diğerine göre ötekiyiz ama hiç birimiz “ Bana benzemeyen, benim gibi olan yok olsun” deme lüksüne sahip değiliz. Demokraside böyle bir şey yok. “Ortak yaşamı kültürü”ne alışmamız lazım. Bu da çok erken yaşlarda başlayacak bir eğitimle mümkün. O zaman linç kültürü de kendiliğinden ortadan kalkacaktır. O zamana kadar “ama”sız ve samimi olarak herkesin birbirinin üzüntüsünü dinlemesi ve anlaması lazım. Oysa herkes diğerini yok sayıyor. Herkes kendi sorununun daha büyük olduğunu düşünüyor. Bu bakış açısıyla bir adım bile ilerleyemeyiz. Burada sivil toplum kuruluşluarına önemli rol düşüyor. İnsanların galeyana getirilmemesi, öfke patlamalarının yanlış yerlere kanalize edilmemesi lazım

SOSYAL MEDYADAKİ BİLGİ KİRLİLİĞİNE DİKKAT!

“Bilgi kirliliği” dediniz. Bu noktada sosyal medyayı da sorgulamak gerekir değil mi?
Kesinlikle… Sosyal medya yarattığı bilgi kirliliğiyle bu öfke patlamasını tetikliyor. Öyle bir mecra ki yanlış bilgi ışık hızıyla yayılıyor. Bir sürü yalan dolaşıyor ortada. En son Çinli zannedİlen “çekik gözlüler”e yönelen öfkede bunu çok açık gördük. Olaylarla hiç ilgisi olmayan korkunç fotoğraflar paylaşıldı, insanlar buna inandı ve bu sokakta çekik gözlü dövmeye kadar gitti. Bu çok tehlikeli. Yüz yüze iletişim kurmayı beceremeyen insanlar sosyal medyada aslan kesiliyor. Bunlara dur demek lazım. Biz değişip dönüşmeliyiz bu da gerçekten çok zaman alacağı benziyor.

Kaynak

admin

Mesajınızı bırakın