Yazar arşivi

Kadın – LGBTİ + ve Yargı Haberciliği Atölyesi

11 -15 Kasım 2019

admin

Medyada Ötekileştirme ve Ayrımcı Söylem

admin

Ahmet Ağaoğlu’nun doğumunun 150. Yıl dönümü Azerbaycan’da kutlanıyor

Yasemin Giritli İnceoğlu

10 Nisan 2019 tarihli Azerbaycan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Kararı uyarınca, (1869-1939) yılları arasında yaşamış, ulusal uyanış hareketinin lideri, öncü düşünür ve devlet adamı Ahmet Ağaoğlu için doğumunun 150.yıldönümü münasebetiyle Azerbaycan’da eş zamanlı toplantılar düzenlenmekte. Jübile etkinliklerinden biri de, 2-3 Ekim’de ANAS Milli Azerbaycan Tarihi Müzesi’nde yapılacak olan uluslararası bir sempozyum. Sempozyumda; Ağaoğlu’nun Azerbaycan ve Türkiye’deki sosyal ve politik faaliyetleri, Türkçülük ideolojisinin oluşumundaki rolü, Doğu’daki modernleşme sorunları ile Ağaoğlu ailesinin Türkiye’nin sosyo-politik yaşamındaki izleri gibi konular etrafında tartışmalar yapılacak. Etkinliğe Azerbaycan, İran, Hollanda, Rusya ve Türkiye’den gelen bilim adamlarının yanı sıra, A. Ağaoğlu’nun Türkiye’de yaşayan akrabaları da katılacak. 2 Ekim’de, Azerbaycan Devlet Filarmoni Derneği’nin, Ahmet Ağaoğlu’nun doğumunun 150. Yıldönümü için ev sahipliği yapacağı ve kamuya açık olan konsere; hükümet yetkilileri ve bilginler katılacak. Ahmet Ağaoğlu fotoğraf sergisinin yanı sıra, “Millet fedaisi” adlı filmi de ilk kez gösterime girecek.

Devamı..

admin

SIRA DIŞI, ABİDE BİR ŞAHSİYET : SÜREYYA AĞAOĞLU

                                                           Prof. Dr. Yasemin Giritli İnceoğlu

Süreyya Ağaoğlu… Hayatı boyunca birçok ilki gerçekleştirmiş abide bir şahsiyet. Zorlu şartlar altında Türk kadınına yol gösteren ve onlara hukukçu olma yolunu açan Süreyya Hanım kendi tabiriyle “inançları uğruna çok sahada mücadele etmiş bir Türk kadını” dır. Bu mücadelesi sonucunda da gerçekleştirilmesi zor birçok şeyi başardığı ise su götürmez bir gerçek.

Süreyya Ağaoğlu 1903 yılında bugünkü Azerbaycan sınırları içerisinde dünyaya gelir. Babası Ahmet Bey gençlik döneminde Paris’te kalmış, hocası Ernest Renan’ın ülkesine dönmemesi telkinlerine karşı, ülkesinin ona ihtiyacı olduğunu düşünerek geri dönen bir entelektüeldir. II. Meşrutiyet’in ilanı ile beraber İttihatçılara katılmak üzere babasının İstanbul’a gelme kararı almasıyla küçük Süreyya’nın yolu da buraya düşer.

Çocukluk yılları İstanbul’da entelektüel ve milliyetçi bir çevrede geçmiştir. Babasının içinde bulunduğu ortamlardan dolayı evleri sürekli dönemin ünlü isimlerinin uğrak yeri olmuş, kendisi de aktüel siyasi ve fikri akımlardan haberdar kalmıştır.

Babamın hür, demokratik fikirleri bizim genç dimağlarımıza o denli işlemişti ki lisede arkadaşlarımla aklımın erdiğince cumhuriyet rejimini tartışıyor ve daha o zamanlar avukat olmaya karar vermiş bulunuyordum. Tabi, Osmanlı saltanatının hüküm sürdüğü o yıllarda arkadaşlarım bu fikirlerime gülüyor ve “Padişahım çok yaşa” diye bağırıyorlardı.

Çocukken ilerde ne olacağı sorusuna “Avukat olacağım.” cevabını veren Süreyya Hanım bu ısrarını sonuna kadar sürdürmüş, çevresindekilerin kadınlara daha uygun bir meslek seçmesi telkinlerine karşı bunu başaracağına inanmıştır. Liseyi bitirir bitirmez hukuk fakültesini kadınlara açtırmak ve hukuk eğitimi almak için 1921 sonbaharında Darülfünun’a gider. Fakülte dekanı Selahattin Bey’in kapısını tıklatır, kendini kısaca tanıttıktan sonra “Hukuk tahsili yapmak istiyorum, beni hukuka kaydeder misiniz?” der. Selahattin Bey bu istek karşısında şaşkınlığını gizleyemez ve ufak bir kahkaha patlatır. Ancak Ağaoğlu’nun aldığı cevap umut vericidir. O dönem kadın ve erkekler beraber okuyamadıkları için öğleden önce erkekler öğleden sonra kadınlar eğitim görüyordu. Tek bir kişi için de bütün hocalar öğleden sonralarını ayıramazlardı. Bu sebeple üç arkadaş daha bulması halinde kendilerine fakülte açılacağı söylenir. Diğer fakültelere yazılmış üç arkadaşını bu kararından caydırır ve hukuk okumaları için onları ikna eder. Böylece hukuk fakültesinin kapıları kadınlara da açılmış olur.

Milli Mücadele yılları ve Cumhuriyetin ilk zamanlarında geçen üniversite hayatının ardından Süreyya Ağaoğlu 1925 yılında mezun olur ve Milli Mücadeleye katıldığı için Ankara’da olan ailesinin yanına gider. Babası Ahmet Ağaoğlu Atatürk’ün yakınlarından olduğu için onu yakından tanıma fırsatı bulmuş, beraber çokça zaman geçirmişlerdir.

“Gazi ve Latife Hanım, Keçiören’deki evimize sık sık gelirdi. O devirlerde Gazi sıcak aile çevrelerinde vakit geçirmeyi sever, yetişen gençleri bir baba övgüsüyle takip ederdi. Bizler o senelerde Ankara’nın sayılı okumuş, yüksek tahsil yapmış ve batılı anlamda hayat mücadelesine atılmış genç kızlarıydık. Bize karşı sevgi ve övgülerini saklamazdı. Yaramazlıklarımıza gülerdi. Bir gün Tezer ile dört el piyano çalışırken çok güzel çalan kardeşimin düzeltme ve uyarılarına dayanamayarak Tezer’in elini tırmaladım. O gece Latife Hanım ile birlikte bize gelen Gazi, Tezer’e “Eline ne oldu?” diye sordu. O da: ‘Kedi tırmaladı efendim.’ cevabını verince Gazi: ‘Aman o ne tehlikeli kedi, atın onu evden.’ dedi. Tezer bana bakarak: ‘Çok seviyoruz efendim, atamayız” deyince işi anlayan Gazi kahkahalarla güldü.

Süreyya Ağaoğlu 1924-1925 ders yılında İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni bitirdikten sonra, Ankara‘ya ailesinin yanına döner. Bir arkadaşıyla birlikte Adalet Bakanlığı’nda staja başlar.. İlk günlerin heyecanı geçince, bir sorunla karşılaşırlar: Öğle yemeği işini nasıl çözeceklerdir? Evlerine gidemezler, evleri bakanlığa çok uzaktır. Lokantaya da gidemezler.. Aslında o zamanlar Ankara’da yemek yenebilecek bir lokanta, İstanbul Lokantası vardır. Fakat bir sorun vardır: Sadece milletvekillerinin yemek yediği bu lokantada, kadınların yemek yediği görülmüş şey değildir..

Türkiye’nin, bu ilk kadın stajyer avukatları, öğle yemeklerini, bir süre için peynir ekmek yiyerek geçiştirirler. Ama sonunda dayanamazlar.. Dönemin Basın-Yayın Genel Müdürü olan babası Ahmet Ağaoğlu‘ya giden Süreyya, öğle yemeklerini İstanbul Lokantası’nda yiyebilmek için izin ister. Ahmet Ağaoğlu, bunda bir sakınca görmez, onayı verir.. 

İki arkadaş, ertesi gün öğleyin lokantaya gider, küçük bir bölümüne geçip güzel güzel karınlarını doyurur. Ahmet Ağaoğlu’nu ve kızını tanıdıkları için kimse yüzlerine bir şey söyleyemez, ama arkalarından konuşmalar başlar. Homurdanmalar ve şikayetler yükselir.

Şikayetler aynı gün, zamanın Başbakanı ‘Rauf Bey’e de iletilir. Rauf Bey de Ahmet Ağaoğlu‘nu arayıp durumu anlatır. 

Süreyya Hanım, o akşam eve döndüğünde, babasının kendisini beklediğini görür. Ahmet Bey hemen konuya girerek, “Başbakan Rauf Bey, senin ve arkadaşının lokantada yemek yediğinizi ve herkesin bunu konuştuğunu anlattı.. Bundan sonra öğle yemeklerine bana gelin,” der.. 

Süreyya Hanım çok üzülür, ama yapacağı bir şey yoktur..

Birkaç gün sonra, Atatürk ve eşi Latife Hanım, Ahmet Ağaoğlu‘na misafirliğe gelir. Sohbet edilirken, söz bu konudan açılınca, Süreyya Hanım, olayı bütün açıklığıyla Atatürk’e anlatır. Onun, kendisini anlayacağını ve destekleyeceğini düşünmektedir. Oysa, onu dinleyen Atatürk, “Babanın da, Rauf Bey’in de hakkı var,” der. 

Büyük bir hayal kırıklığına uğrayan Süreyya Hanım, ertesi gün bakanlıktaki odasında çalışırken, bir yetkili telaşla içeri girer : “Süreyya hazırlan, Paşa seni yemeğe götürecekmiş !..”

Süreyya hanım şaşırır, apar topar kapının önüne çıkar. Yanında bir milletvekili ve yaveriyle arabada oturan Atatürk, onu görünce, “Latife bugün seni öğle yemeğine bekliyor,” der. 

Süreyya Hanım hem şaşkın hem sevinçlidir. O bindikten sonra hareket eden otomobil İstanbul Lokantası’nın önünden geçerken, Atatürk, birden şoföre durmasını söyler. Bozüyük milletvekili Salih Bey telaşla yanlarına gelince, Atatürk, herkesin duyabileceği bir sesle, ona, “Bugün Süreyya’yı bize götürüyorum, ama yarın buraya gelecek, yemeğini lokantada yiyecek..” der.

Süreyya Hanım’ın şaşkınlığı daha da artar. Ne olup bittiğini, Latife Hanım, yemekte, onun kulağına eğilip, “Paşa, dün akşam bu lokanta olayına çok kızdı, ama babanı senin yanında ezmek istemediği için kızgınlığını belli etmedi. Eve gelir gelmez, birkaç milletvekilini arayarak, yarın mutlaka eşleriyle birlikte lokantaya öğle yemeğine gitmelerini söyledi,” deyince durumu anlar.. 

Süreyya Ağaoğlu, ertesi gün, arkadaşıyla İstanbul Lokantası’na gittiğinde, birkaç milletvekili eşinin de ilk kez orada olduğunu görür. Kimse onları bakışlarıyla bile rahatsız etmeye yeltenemez.. 

Bu bir ilk olur… Atatürk ve Türkiye’nin ilk kadın avukatı Süreyya Ağaoğlu, kadınların, tıpkı erkekler gibi, bir lokantada yemek yiyebilmesine de öncülük etmiştir…

1928 yılında avukatlık ruhsatını alan Ağaoğlu Türkiye’nin ilk kadın avukatı sıfatıyla Ankara’da bir avukatın yanında çalışmaya başlar ve kısa zamanda adliye koridorlarının ilgi çeken isimlerinden biri olur.

1929’da Devlet Şurası’nda (bugünkü Danıştay) raportör olarak görev alır. Şura binasında üye olmayanların ana giriş merdivenleri yerine yandaki servis merdivenlerini kullanacağına ilişkin genelgeyi öğrendiği gün eşitliğe aykırı bu kuralı protesto etmek için ön merdivenleri kullanarak yukarı çıkar. Bu davranışından dolayı açığa alınır, ancak bir süre sonra göreve iade edilir.

1931 yılında kendi isteği ile buradaki görevinden ayrılır ve avukatlık mesleğine devam etmek üzere ailesiyle beraber İstanbul’a gelir. Birçok yabancı şirketin hukuk müşaviri olan Avukat Billiotti’nin yanında çalışmaya başlar. Ağaoğlu’na göre hakim adil olmalı, Allah’ın yeryüzündeki temsilcisi gibi adaleti dağıtmalıdır. Bu yüzden tarafsız olamama korkusu onu hakim olmaktan alıkoymuş, avukatlığa yönlendirmiştir.

Avukatlık mesleğine devam eden Ağaoğlu’nun 1945 yılındaki Londra seyahati hayatında yeni bir sayfa açmasına sebep olur. Buradaki ziyaretleri ve incelemeleri sonucu Londra’daki iş hayatından ve sosyal hayattan bir hayli etkilenir ve burada bir ofis açmaya karar verir. Gerekli izinleri aldıktan sonra Türk hukuk müşaviri sıfatıyla Londra’da çalışmaya başlar. Yılının 6 ayını geçirdiği Londra hayatı hoş olsa da Türkiye’deki işlerinin aksaması sebebiyle 1950 yılında tamamen Türkiye’ye döner.

1946 yılında Amerika’da yapılacak olan Kadınlar Birliği Kongresi’ne katılmak üzere Amerika’ya giden Ağaoğlu resmi işlerin uzaması sebebiyle kongreyi kaçırır ancak Amerika seyahati ona yeni kapıların açılmasını sağlar. Buradaki temasları sonucu İstanbul Barosu’nun Uluslararası Barolar Birliği’ne üye olmasını sağlamış, uzun yıllar bu birliğin tek kadın yönetim kurulu üyesi olarak çalışmıştır. 

1952 yılında Kadın Hukukçular Birliği’ne de üye olan Ağaoğlu bu topluluğun bir süre başkanlığını yapar, 1960’ta da birliğin BM Cenevre Teşkilatı temsilcisi olur.

İngiltere ve Amerika’da başıboş ve suç işlemeye meyilli çocuklarla ilgilenen derneklerde incelemelerde bulunan Ağaoğlu Türkiye’de de benzer bir dernek kurma fikrindedir. Bu sebeple 1949 yılında birkaç arkadaşıyla beraber Çocuk Dostları Derneği’ni kurar. Kötü yola düşmüş çocukları topluma kazandırmaya yönelik çabaları Süreyya Hanıma göre hayatı boyunca sergilediği en tatminkar davranışıdır.

27 Mayıs darbesinin ardından Yassıada’da yargılanan kardeşi Samet Ağaoğlu’nun avukatlığını yapan Süreyya Hanım, devam eden süreçte Yeni Türkiye Partisi ile kısa süreli bir siyaset deneyimi de yaşamıştır.

Kadını ilgilendiren ve onun sorunlarının, haklarının tartışıldığı her panelde, açıkoturumda veya seminerde onu muhakkak görürdünüz. Ülke sorunları, siyaset ve toplumsal konuların konuşulduğu her yerde de ona rastlamamanız mümkün değildi. Salonun en ön sıralarında oturur, konuşmaları dikkatle dinler, gerekirse notunu alır ve ille de söyleyecek, eleştirecek, konuşmacıyı sınayacak veya yargılayacak bir sözü olurdu. Kimi zaman çağın gerisinde kalan gençlere üzülür, öfkelenir, bazen gerçekleri göremeyen ve sesini duyuramayan aydınlara kızardı. 86 yaşına rağmen hepimizden genç, dinamik ve mücadeleciydi. Yaşının, yaşlılığını bir an olsun hissetmez ve bize de hissettirmezdi. Süreyya Ağaoğlu bizlerden biriydi. Ülke sorunlarını yüreğinde duyan, gerçek bir Atatürkçüydü… Atatürk’ün devrimlerini ölümüne kadar savunmuştu. Çarşaf giyildiği dönemlerde, henüz 17 yaşında bir genç kızken, kara örtüleri atıp, uygar bir giysiyle öğretmeninin karşısına çıkma yürekliliğini göstermişti. İstanbul Hukuk Fakültesi’nin 1 numara ile kayıtlı öğrencisi ve Türkiye’nin ilk kadın avukatıydı. Çok sayıda derneğin kurucusu, üyesiydi. 1949’da kurduğu “ Çocuk Dostları Derneği” ise adeta onun yaşamının .bir amacı olmuştu. Kadınlarımızın, hakları ve konumları için yeteri kadar mücadele etmediklerinden yakınırdı. En büyük dileği, onların en yüksek ve layık olduğu noktaya ulaştığını görmekti. Tek başına bile kalsa yaşına rağmen bu savaşı sürdüreceğini söylerdi ve nitekim ölümü de öyle oldu. Birçok uluslararası etkinlikte ülkemizi temsil eden Ağaoğlu’nun ölümü de yine böyle bir organizasyonda olacaktır. 29 Aralık 1989’da İstanbul Cihangir’deki Amerikan Lisan ve Sanat Dershanesinde  katıldığı “Kadın Hakları ve Çağdaşlaşma” konulu bir panelde, “Kadınların Yurttaşlık Bilinci” konusunda yaptığı konuşmadan ayrılırken, düşen Süreyya Ağaoğlu beyin kanaması sonucu yaşamını yitirir.

Yaşamı boyunca başı dik, kadın hakları ve Atatürk ilkeleri için emek veren ve Türk kadınının simgesi olan Süreyya Ağaoğlu’nu saygıyla, sevgiyle anıyoruz…

Kaynakça:

Ağaoğlu, Süreyya. “Bir Ömür Böyle Geçti – Sessiz Gemiyi Beklerken” Ankara, 1984.

Alper, S., Yıldırım, G., “Türkiye Cumhuriyeti’nin ve Ankara Barosu’nun İlk Kadın Avukatı: Süreyya Ağaoğlu”, Hukuk Gündemi, Atatürk Özel Sayısı, 2013.

Saylan, Türkan. “Süreyya Ağaoğlu’nun ardından.” 1990.

https://onedio.com/haber/turkiye-nin-ilk-kadin-avukati-sureyya-agaoglu-nun-ataturk-le-kadin-haklari-acisindan-ders-niteligindeki-anisi-860662
admin

SIRA DIŞI, ABİDE BİR ŞAHSİYET : SÜREYYA AĞAOĞLU

                                                                                                                                      Prof. Dr. Yasemin Giritli İnceoğlu

Süreyya Ağaoğlu… Hayatı boyunca birçok ilki gerçekleştirmiş abide bir şahsiyet. Zorlu şartlar altında Türk kadınına yol gösteren ve onlara hukukçu olma yolunu açan Süreyya Hanım kendi tabiriyle “inançları uğruna çok sahada mücadele etmiş bir Türk kadını” dır. Bu mücadelesi sonucunda da gerçekleştirilmesi zor birçok şeyi başardığı ise su götürmez bir gerçek.

Devamı..

admin

19 Mayıs 1939 Vefatının 58. Yıldönümü dolayısıyla

Cesur Gazeteci ve Mücadele Adamı:

AHMET AĞAOĞLU

                                                                    *Yasemin Giritli İnceoğlu

Tanınmış gazetecilerimizden ve düşünürlerimizden Ahmet Ağaoğlu (1869-1939), Azerbaycan’ın Karabağ bölgesindeki Şuşa kentinde doğmuşur. Arapça, Farsça ve Rusça öğrenerek, önce doğduğu kasabada Rus orta okulunu ve Tiflis’de lise öğrenimini bitirmiş, sonra Sorbonne Üniversitesi Tarih ve Filoloji Bölümlerine devam etmiş, bu arada College de France okumuş, aynı zamanda da Hukuk Fakültesine kaydolarak, hukuk öğrenimi görmüştür.

Avrupa’daki öğrenim yıllarında Fransız gazete ve dergilerinde doğuya ait konularda yazılar yazmış, (La Nouvelle Revue, Revue Blue), kongrelere katılmış, fikir adamlarıyla tanışmış, ittihat ve Terakki Cemiyeti’nin  Paris’deki üyeleriyle ilişkiler kurmuştur. Üniversite yıllarında hocası Ernst Renan’dan, yine Paris’de tanıştığı Cemalettin Afgani onun İslamiyete ilişkin düşüncelerini etkilemiştir. Aynı yıllarda karşılaştığı Ahmet Rıza Bey de Ağaoğlu’nu etkileyen kişiler arasındaydı.

1894’de memleketine dönerek,  Azerbaycan’da milli şuurun uyanması için  İsmail Gaspirenski, Hüseyinzade  Ali gibi milliyetçilerle beraber çalışmıştır. Öğretmenlik yapmakla beraber, Hayat, İrşad ve Terakki gibi gazetelerde de yazmıştır. Ağaoğlu bu yazılarında mezhep ayrılıkları davalarının bir işe yaramadığını, halkı geriye iten bir efsane olduğunu, ancak milli birlik ve beraberliğin faydalı olduğunu vurguladığından, bazı tutucuların tepkisine neden olmuştur. Ayrıca Tiflis’de Hüseyinzade Ali’nin yardımlarıyla Fuyuzat’ı yayımlamıştır.

II.Meşruiyetin ilanından bir yıl sonra 1909’da Türkiye’ye gelmiş, ittihat ve Terakki Fırkasına girerek, çeşitli gazete ve dergilere Türkçe ve Fransızca makaleler yazarak, Tercümanı Hakikat gazetesine başyazar olmuştur. Türkçülük hareketinin başında Ziya Gökalp, Yusuf Akçura ve Şair Mehmed Emin Yurdakul ile birlikte çalışmıştır. Türk Yurdu dergisinin ve Türk Ocağı’nın kurucularındandır.

Aynı yıl İstanbul Üniversitesi’nde yeni kurulan Türk Tarihi kürsüsünde ders okutmaya başlayan Ağaoğlu, 1912 yılında İttihat ve Terakki Partisi genel Merkezi üyeliğine ve Afyonkarahisar Mebus’luğuna seçilerek Osmanlı Parlamento’suna girmiştir.

I.Dünya Savaşı (1914-1918) boyunca Üniversite’deki derslerine devam etmiş, Osmanlı Devleti’nin yarı resmi nitelikli yayın organı (Hilal) gazetesini savaş içinde altı ay kadar yöneten Ağaoğlu, 1918’de özgürlük mücadelesine girişen Azerbaycan’ın yardımına koşan Türk ordusunun siyasi müşavirliğini yapmış, kısa bir süre Azerbaycan’da kaldıktan sonra, İstanbul’a döndüğünde yakalanarak Bekirağa Bölüğünde bir hafta tutuklu kalmış ve 25 Mart 1919 günü Malta’ya sürülmüştür.

Malta’da 2764 No’lu sürgün olarak suçlanan Ağaoğlu, İngiliz komutana yazdığı dilekçelerle özgürlük mücadelesi vermiş ve suçsuzluğunu kanıtlama çabalarına girmiştir. Bu mücadelesinde, daima sağlam hukuk formasyonu, polemikçi gazetecilik tecrübesi, kusursuz Fransızcası ile yazdığı mektup ve dilekçelerle İngiliz komutanı pes ettiren Ağaoğlu, bu başvurularında devamlı olarak özgürlükten yoksun edilişinin nedenlerini sormuş ve adalet istemiştir.1921’de serbest bırakılınca, Milli Mücadeleye katılmış, Ankara’da gazeteciliğe başlamış, daha sonra Basın Yayın Genel Müdürlüğü görevini de üstlenmiştir.

Cumhuriyetin ilanından sonra ilk kez Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne Kars milletvekili olarak giren Ağaoğlu, aynı zamanda Ankara Hukuk Fakültesi’nde Anayasa Hukuku dersleri okutmuş ve Ankara’da yayımlanan Milli Mücadelenin resmi organı Hakimiyet-i Milliye gazetesinde başyazarlık yapmıştır.

1930’da Serbest Cumhuriyet Fırkası kurucuları arasında yer alan Ağaoğlu, parti dağıldıktan sonra siyasi yaşamdan çekilerek İstanbul Üniversitesi’ne –o zamanki adıyla İstanbul Darülfunun- Türk Medeniyeti kürsüsüne atanmış, hukuk dersleri okutmuş, Cumhuriyet gazetesinde de makaleler yazmış, özellikle Devlet ve Fert başlıklı ünlü on dört makalesi ile gürültüler koparmıştır. Bu yazılarında hem ferdin hem devletin varlığını ifade etmekte, fert yok devlet var diyenlere cevap vermektedir. 1933 ‘de Akın gazetesini çıkarmış, CHP’ye muhalif bir çizgi izleyen gazeteyi kısa süre sonra kapatmak zorunda kalmıştır. 1933 Üniversite reformunda kadro dışı bırakılınca emekliye ayrılmıştır. Son yıllarında Kültür Dergisi ve İnsan Dergilerinde Hukuk Tarihi, Uygarlığın Gelişimi gibi konulara ilişkin yazılar yazmıştır.

Binlerce yayınlanmış makalesi yanında kitap halinde yayımlanmış bilimsel ve siyasi eserleri vardır. Bunların bazıları şunlardır : Şii mezhebi ve Menbaları, İslama Göre ve İslamda Kadın, Üç Medeniyet, Hindistan ve İngiltere, Serbest İnsanlar Ülkesinde, Devlet ve Fert, Ben Neyim, Serbest Fırka Hatıraları, İhtilal mi Inkılap mı, Gönülsüz Olmaz, Türk Hukuk Tarihi, Türk Teşkilat-ı Esasiye(Anayasa) Hukuku, İran ve İnkılabı, Kropotkin’den Etika adlı çevirisi.

Yazılarında ve siyasal yaşamında Batı uygarlığının tamamen benimsenmesini, Türkçülüğü ve liberal düşünceyi savunan Ağaoğlu’nun toplumsal ve siyasal düşüncesi yaşamının çeşitli dönemlerinde vurguları değişerek İslam, Batıcılık ve Türkçülük gibi üç ana çizgide gelişmiştir. Bu üç çizgi içinde belirleyici olan ve öteki alanlardaki düşüncelerini de etkileyen yönelim Batıcılıktır. Ağaoğlu için batıcılık, liberal düşünce ve özellikle birey özgürlüğü ile eşanlamlıdır.

Ağaoğlu’nun Fransa’da bulunduğu yıllar onun özelllikle Fransız Devrimi’nin getirdiği düşüncelere yakınlaşmasına, Batı’nın liberal kavram ve değerlerini incelemesine olanak vermiştir. İslama bakışındaki reformcu ve laik eğitim ile Türkçülük, anlayışındaki demokratik vurgu Batı’ya ilişkin temel kavrayışının türevleridir.

Kaynaklar

-Ağaoğlu Ahmet, Babamın Arkadaşları, 3.Baskı (ilavelerle), Baha Matbaası, 1969.

-Giritli İsmet, Günümüzde Haberleşme, der Yayınları, İstanbul, 1988.

-İnuğur Nuri, Türk Basınında İz Bırakanlar, Der Yayınları, İstanbul, 1988.

-Onar Sıdık Sami, Atatürk ve Çevresi, İstanbul Üniversitesi Atatürk devrimleri Araştırma Enstitüsü Yayınları, No.1 Sermet Matbaası, İstanbul, 1974.

*Prof.Dr/İletişim Akademisyeni

Bu makale Yeni Forum Dergisi’nin Nisan/Mayıs 1997 tarihli sayısında yayımlanmıştır.

admin

19 Mayıs 1939 Vefatının 58. Yıldönümü dolayısıyla

Cesur Gazeteci ve Mücadele Adamı:

AHMET AĞAOĞLU

                                                                    *Yasemin Giritli İnceoğlu

Tanınmış gazetecilerimizden ve düşünürlerimizden Ahmet Ağaoğlu (1869-1939), Azerbaycan’ın Karabağ bölgesindeki Şuşa kentinde doğmuşur. Arapça, Farsça ve Rusça öğrenerek, önce doğduğu kasabada Rus orta okulunu ve Tiflis’de lise öğrenimini bitirmiş, sonra Sorbonne Üniversitesi Tarih ve Filoloji Bölümlerine devam etmiş, bu arada College de France okumuş, aynı zamanda da Hukuk Fakültesine kaydolarak, hukuk öğrenimi görmüştür.

Devamı..

admin

‘Haberlerde Suriyeli kimliğine gereğinden fazla vurgu yapılıyor’

İstanbul Bilgi Üniversitesi Göç Çalışmaları Uygulama ve Araştırma Merkezince yapılan “Türkiye’de Kutuplaşmanın Boyutları” başlıklı araştırmaya da değinen İnceoğlu şu ifadeleri kullandı:

Devamı..

admin

Şeffaflık Yaz Okulu Programı

22 Temmuz – 2 Ağustos Sabancı Üniversitesi

admin

“Ülkenin Yarısı Kadın, RTÜK’te Kadın Üye Yok”

İletişim Akademisyeni İnceoğlu, RTÜK’e benzer kuruluşların Fransa ve ABD örneklerinde hem gazeteci hem kadın üye sayısının daha fazla olduğunu söylüyor.

Devamı..

admin